Anadolu Leoparı

Yavaş yavaş sonuna yaklaştığımız 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması dahilinde gösterilen yapımlardan biri de güz başında yapılan Toronto Film Festivali‘ni FIPRESCI Ödülü ile tamamlamış Anadolu Leoparı idi. 2015 tarihli kısası Çevirmen ile Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Kısa Film adaylığı alan ve seyircinin BluTV dizisi Alef sayesinde tanıştığı Emre […] The post Anadolu Leoparı appeared first on Filmloverss.

Anadolu Leoparı

Yavaş yavaş sonuna yaklaştığımız 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması dahilinde gösterilen yapımlardan biri de güz başında yapılan Toronto Film Festivali‘ni FIPRESCI Ödülü ile tamamlamış Anadolu Leoparı idi. 2015 tarihli kısası Çevirmen ile Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Kısa Film adaylığı alan ve seyircinin BluTV dizisi Alef sayesinde tanıştığı Emre Kayiş‘in ilk uzun metrajlısı, 22 senedir Ankara Hayvanat Bahçesi’nin müdürü olarak görev yapan Fikret’i konu alıyor. Her toprak parçasını özelleştirip dağıtmaya ant içmiş Türkiye’nin alışılagelen manzaralarından birinde, işine gönülden bağlı Fikret için bir sonun habercisi bu tabii. Ankara’nın bizden önceki jenerasyonlar tarafından kent için bir simge olarak görülen alanı, Arap yatırımcılarca eğlence parkına dönüştürülürken bahçenin korumaya aldığı Anadolu leoparı bir krizin öncüsü oluyor. Devlet erkanının işlerini rötara uğratan hayvanın bu süreçte yaşadıkları, bahçe personelinin kötü talihiyle de birebir örtüşünce, filme adını veren leopar vazgeçilenlerin, terk edilmişlerin, unutulanların, gözden düşenlerin öyküsü olmaya soyunuyor.

Anadolu Leoparı: Demode Özlemler

Tıpkı filmin konu aldığı nesli tükenmekte olan hayvan gibi örnekleri giderek azalan biri Fikret. Batılılaşma kavramının devinime uğradığı bir coğrafyada Arap yatırımcıları da resmin içine sokarak Türkiye panoraması çıkarmaya çalışıyor. İdeolojik anlamda doğru yerde durduğu söylenebilir mi? Nerede durduğunuza bağlı. Burada yarattığı “karşı/yabancı” tarafın yarım asır önceden kalma bir karikatürü andırması sebebiyle geçit vermekten imtina ediyorum. Neticede bu yatırımların kimler tarafından yönetildiğini ve ekonomiye esas zararın satın alan değil satanların verdiğini ima edemediğiniz müddetçe – ki Anadolu Leoparı bunu yapabilmekte bir hayli zorlanıyor – politik duruşunu takdir etmek imkânsız. Zaten öyküsünü üzerinden anlatmayı tercih ettiği Fikret’in bir eski Türkiye temsili olmayı iş çıkışı alışkanlıkları, Türkçe’nin doğru telaffuzu ve hatırlattıklarıyla anlamlanan bir kılık zannettiği durumda Tanzimat eserlerinden öteye geçmek zor. Burada role Uğur Polat’ın seçilmesi bile Anadolu Leoparı‘nın yönetmeni Emre Kayiş’in hangi damara oynadığını gözlemleyebilmek adına yeterli bana kalırsa.

Bir diğer önemli husus ise filmin kadın karakterlerine gösterdiği muamele. Fikret’in kurtarıcı vasfını üstlenerek, o “beyefendi” duruşunun altına sakladığı suçlu kişinin çok yakınına sayılı miktarda kadın yerleştirip erkek egemen anlatının önüne biraz geçilmek istenmiş belli ki. Türkiye tam olarak böyle bir ülke olduğu için, eleştiriyi buradan getirebilmek imkânsız. Ancak hikâyesine dahil ettiği kadınlara sadece karakter üzerinden değil, bir anlatıcı olarak da gösterdiği ilgisizlik çok acı Anadolu Leoparı’nın. İpek Türktan’ın karakteri Gamze’ye biçilen heyecan verici görevi tırmalamak yerine, iki Türkiye arasına sıkışıp kalmış Nevzat’la (Ege Aydan) mesai yaptırarak tüketiyor mesela buradaki hazineyi. Motivasyonlar bile Bechdel testinin kapısında kalacak lakırdılara evriliyor. Hatice Aslan’ın canlandırdığı Tezer için yarattığı beklentiyi, Aslan’ı perdede toplamda on saniye kadar gösterip unutuyor. Eski eşi ve kızıyla olan ilişkisindeki tutumunun faturasını da direkt Fikret’e kesebilmek muhtemel, ama burada mizojinist bir kültüre “Ah o eski günler…” vurgusu yapıldığı için suçu varoluşumuza atıp müsamaha edemiyorum.

Teknik anlamda toz kondurmak pek mümkün değil ama Anadolu Leoparı’na. Yanlış kamera açılarının kurbanı olan set tasarımı, sergileniş biçimini saymazsak seyirciye akılda kalıcı kareler hediye ediyor. Geçtiğimiz yıl prömiyerini BFI Londra Film Festivali’nde yapan Limbo’da da benzer bir habitatta görev yapan görüntü yönetmeni Nick Cooke, açık mekân hâkimiyeti konusunda örnek alınabilecek bir isim zaten. Ancak Ankara’yı tepe tepe gezen, eskiye özlemini bile nostaljik tren kompartımanını andıran otel lobilerinde dile getiren filmin dönüşmüş Türkiye’ye getirdiği çözüm, en az burnunda tüten ülke kadar demode. Sadece niyetinin çok da kötü olmadığını bilmek üzerinden affedebiliyor, hiçbir şekilde akmayan ikinci yarısındaki bariz tempo problemini de böyle yutkunabiliyorum. Bir de bu işin hayvan haklarını ilgilendiren, bu bahçelerin bir esaret kampı olduğunu artık hep birlikte kabul etmişken, yıkımın kavuşmak istenilen öznesi olarak kullanılmasını tehlikeli bulduğum bir tarafı var ki oralara hiç girmiyorum. Filmin 87 plakalı bir araçla arama motorlarında il kodlarını sorgulamaya yönelten ayrıntısının peşine düşmek çok daha renkli ne de olsa.

The post Anadolu Leoparı appeared first on Filmloverss.