Buzağılarının Orda Kimse Yok – Niemand ist bei den Kälbern

Taşranın orta yerinde günlük rutinlerin arasına sıkışmış yirmili yaşlarında ya da daha genç kahramanların farklı bir yaşam tarzını düşlediği hikâyelere çok da yabancı değiliz. Klişe bir taşra sıkıntısından öte, içinde hiçbir şekilde uyum sağlayamayıp tek çaresi yaşadığı yeri terk etmekten geçen ve bilinmeyen yenilikleri, alışılmış sıkıcılığa tercih eden genç kahramanlar bunlar. Yönetmen Sabrina Sarabi, henüz […] The post Buzağılarının Orda Kimse Yok – Niemand ist bei den Kälbern appeared first on Filmloverss.

Buzağılarının Orda Kimse Yok – Niemand ist bei den Kälbern

Taşranın orta yerinde günlük rutinlerin arasına sıkışmış yirmili yaşlarında ya da daha genç kahramanların farklı bir yaşam tarzını düşlediği hikâyelere çok da yabancı değiliz. Klişe bir taşra sıkıntısından öte, içinde hiçbir şekilde uyum sağlayamayıp tek çaresi yaşadığı yeri terk etmekten geçen ve bilinmeyen yenilikleri, alışılmış sıkıcılığa tercih eden genç kahramanlar bunlar. Yönetmen Sabrina Sarabi, henüz ikinci uzun metraj filmi olan Buzağılarının Orda Kimse Yok – Niemand ist bei den Kälbern ile bu tanıdık dünyasının içerisinde 24 yaşındaki Christin’in hikâyesini çerçeveliyor. Dünya prömiyerini geçtiğimiz ay 74. Locarno Film Festivali’nin Günümüzün Sinemacıları bölümünde yapan film, Christin’i canlandıran başrol oyuncusu Saskia Rosendahl’in performansının ödüllendirilmesiyle adından söz ettirmişti. Türkiye’deki ilk gösterimini Kino 2021 programında gerçekleştiren film 2 Ekim Cumartesi akşamına dek çevrimiçi olarak izlenebiliyor.

Almanya’nın birleşmesi sonrası döneme denk gelen çocukluk yılları artık çoktan geride kalmış Christin’in, yaşadığı çiftlik evinde ve çevresinde kendisinin yaşamak istediği hayata dair bağ kurabileceği hiçbir şey bulunmuyor. Jan’la sürdürdüğü uzun süreli ilişkisinde aşka benzeyen herhangi bir his kalmamış, alkolik babasının hakaretleri arasında geçen ev hayatından bunalmış vaziyette yaşadıkları kötün dışına, hayatını yaşamaya kaçmak istiyor. Buzağılarının Orda Kimse Yok, daha önce binbir şeklini izlediğimiz bu kaçış öykülerinin yanında çok daha ağır kanlı ilerleyen temposu ve atmosfer yaratımıyla fark yaratıyor. Öyle ki eninde sonunda gerçekleşeceğini bildiğimiz –belki de bir rahatlama anı gibi görülebilecek– malum finaline dek seyircisini filmiyle birlikte adeta kısık ateşte pişirmeyi tercih ediyor. Çiftlik evinin ve etraflarındaki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda haneye sahip köyün sakinlerinin hiçbirinde geleceğe ya da yaşamaya dair bir ışıltı görmek mümkün değil. Filmin en başında tanıştığımız Christin’in ise içinde tutmakta zorlandığı ve muhtemelen kendisinin de ne olduğunu tam bilmediği bir yerinde duramama ve içine sığamama hâli var.

Buzağılarının Orda Kimse Yok: Kaçıp Kurtulmak Da Tek Başına

Genç yazar Alina Herbing’in aynı adlı romanından uyarlanan Buzağılarının Orda Kimse Yok tüm söyleyeceklerini ve konuşmayı tercih ettiği dili, sahip olduğu atmosferin üzerine yüklüyor. Yönetmeni Sabrina Sarabi’nin yarattığı bunaltıcı dünya, büyük sürprizler taşımayan ve gidişatını belli etmekten çekinmeyen hikâyesini kendinden çok emin şekilde final yoluna dek sürüklüyor. İki saate yakın bu yolculuk boyunca da tahmin edilebileceği üzere tüm yük neredeyse filmdeki her karede gözüken Christin’in omuzlarına yükleniyor. Mecbur kalmadıkça karşılıklı diyaloga ya da sözlü bir anlatıya baş vurmayan film, bu karakteri canlandıran Saskia Rosendahl’ın oyununu daha da büyütmüş oluyor bir bakıma. Örneğin, çok basit sahnelenmiş açılış sahnesinde üst üste tekrarlanan kesmelerle kısacık bir an için bile olsa filmin tamamına yayılan söz konusu bunaltıdan bir tutamı seyircisine yansıtırken kadrajın orta yerinde kalan Christin’le, artık o traktörden inmesine bekleyen gözlerle bakışıyoruz. Filmin tamamının küçük bir tadım tabağında sunumu gibi neredeyse. Ucu görünmeyen geniş tarlalar ve en tepelerinde durarak değmedik nokta bırakmayan büyük güneşin altında neredeyse nefes almaya, yaşamaya alan kalmamış gibi hissediyoruz. Christin gibi… Gündelik hayatlarından bunalmış Berlin ya da Hamburg gibi büyük şehirlerde yaşayan insanlar, tam da bu filmde Christin’in yaşadığına benzer köylere taşınma arzusundayken, bu topraklardaki hayatın televizyonlarda dönen süt reklamlarına hiç de benzemediğinin altını çiziyor Sabrina Sarabi. Ancak ne bu şehir-taşra kontrası, ne de filmin bülten plotlarında dahi bahsi geçen Christin’in çocukluk yıllarına denk gelen Almanya üzerinden bir okuma fırsatı, filmin içinde çok da işlevsel çalışmıyor. Christin’in, dünyanın başka bir ülkesindeki başka bir taşrada yaşayan genç bir kadın olmaması için çok az etken var filmde. Yalnızca izlediğimiz filme baktığımızdaysa açıkçası filmin bunlara ihtiyaç duymuyormuş gibi davrandığını söylemek mümkün.

Günün sonunda Christin’in aynı dört-beş evin arasındaki geniş tarlalardan ibaret bu kokuşmuş tarlaların arasında bir şekilde içinde herhangi bir duyguyu uyandırabilecek ufak heyecanlar peşinde koşmasına şaşırmıyoruz. Başlangıçta her ne kadar bu heyecanı ufak şeylerde arasa da, bir noktadan sonra daha büyük adımlar atmaya ve hiçbir şey hissetmese dahi korku hissetmeye razı olacak hâle geliyor. Uyumadığı her an çiftliğin tüm işlerinde durmadan çalışan erkek arkadaşı Jan’dan, dışarıdan rüzgâr türbinlerinde çalışmak için gelmiş işçilere kadar filmde Christin dışında gördüğümüz herkes bir şekilde dönüp duran bu taşra temposunun içine kendini kaptırmış. Güneş batana kadar çalışıp sonrasında durmadan alkol içen erkeklerle dolu bu küçük köyde her şey olduğu yerde sayıyor. Ancak Christin’in onlarla aynı sabaha uyanma niyeti yok. Yalnız başına nasıl ve nereye gideceğini bilmeyen ancak attığı adımlarla cesaretlenip bir erkekten medet ummaya ihtiyacı olmadığını keşfeden heyecan dolu bir kahraman. Yanına kimseyi almadan kendini yola vurduğundaysa belki güzel buzağıları dışında arkasında bıraktığına üzülebileceği bir hayat ya da bir kimse olmayacak.

The post Buzağılarının Orda Kimse Yok – Niemand ist bei den Kälbern appeared first on Filmloverss.