Fabian veya Bok Yoluna Gitmek – Fabian oder Der Gang vor die Hunde

Günümüzde yer altında bir metroda başlangıcını yapan film, rotasını hızlıca 1931 yılının hâlâ I. Dünya Savaşı’nın izlerini taşıyan Weimar Almanya’sına çevirip 30’lu yaşlarının başındaki Jakob Fabian’ın peşine takılıyor. Savaş sonrasında, ülkenin yeni ve faşist bir rejimin yaklaşan sıcaklığıyla kaynamaya başladığı dönemde zamana ve kadere rağmen genç ve aşık olmayı, ahlâk değerler ve hayatta kalabilme mücadelesi […] The post Fabian veya Bok Yoluna Gitmek – Fabian oder Der Gang vor die Hunde appeared first on Filmloverss.

Fabian veya Bok Yoluna Gitmek – Fabian oder Der Gang vor die Hunde

Günümüzde yer altında bir metroda başlangıcını yapan film, rotasını hızlıca 1931 yılının hâlâ I. Dünya Savaşı’nın izlerini taşıyan Weimar Almanya’sına çevirip 30’lu yaşlarının başındaki Jakob Fabian’ın peşine takılıyor. Savaş sonrasında, ülkenin yeni ve faşist bir rejimin yaklaşan sıcaklığıyla kaynamaya başladığı dönemde zamana ve kadere rağmen genç ve aşık olmayı, ahlâk değerler ve hayatta kalabilme mücadelesi arasında yapılan seçimleri sıra dışı stiliyle anlatıyor.

Erich Kästner’in ilk olarak 1931 yılında yayımlanan, ilk çıktığında sansürlenen daha sonra yakılan aynı isimli yarı biyografik romanından uyarlanan ve izleyiciyle Kino 2021 seçkisinde buluşan Fabian veya Bok Yoluna Gitmek – Fabian oder Der Gang vor die Hunde, kamera hareketleri ve sinematografisi başta olmak üzere görsel anlamda verilen neredeyse tüm kararlarıyla izleyiciye başından sonuna dek sıra dışı bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. Yönetmen koltuğunda Dominik Graf‘ın oturduğu film, Werk ohne Autor‘de de birlikte izlediğimiz Tom Schilling ile Saskia Rosendahl’ı bir araya getiriyor. Dünya prömiyerini 71. Berlin Film Festivali‘nin Ana Yarışma bölümünde gerçekleştiren filmde ikiliye daha önce Berlin Alexanderplatz, Systemsprenger gibi filmlerde yer alan Albrecht Schuch eşlik ediyor. Yaşamın kendilerini ne zaman kapı dışarı edeceğini henüz bilmedikleri, zaman içerisinde farklı duraklar sunarak ilerleyen treninde yolları kesişen bu üç karakter, yazgılarıyla baş döndürücü, kural yıkıcı bir dansa kalkışıyor ve bazıları “bok yoluna” giderken bazıları da büyük fedakarlıklarda bulunuyor.

Fabian veya Bok Yoluna Gitmek: Yazgıyla Baş Döndürücü Bir Dans

Hâlâ I. Dünya Savaşı’nda savaşmanın travmalarıyla boğuşan Jakob Fabian, aslında yazar olmak istemesine rağmen bir sigara fabrikasının pazarlama departmanında çalışmakla yetiniyor. Geriye kalan zamanını ise yakın arkadaşı Labude ile birlikte 1930’lar Weimar Almanyası’nın insanî hazlara ulaşmayı ön planda tutan ancak bir yandan da aslında büyük bir politik patlamanın eşiğinde olan belirsiz atmosferi altında belki de en popüler zamanını yaşayan kabare kulüplerinin, genelevlerin arasında geçirirken Cornelia’yla tanışıyor ve gerçek aşkı belirli bir süre için elinde tutmak üzere buluyor. Ancak bu aşk, Cornelia’nın kariyerini bu değerlerden üstün tutarak verdiği kararların gölgesinde kalıyor. Yakın dostu Labude yine Fabian’dan farklı kararlar alarak ideallerinin tutkusuyla yaşıyor. Film, tüm farklılıklarına rağmen bu karakterleri hiçbir zaman yargılamıyor hatta muhafazakarlaştırmadan tanıttığı Fabian’la zaman zaman dalga bile geçiyor.

Fabian veya Bok Yoluna Gitmek, ilk başta çarpıcı ve merak uyandıran isminin “Fabian” kısmına odaklanırcasına merkezine Fabian’ı oturtup arkadaşlarının mücadelesiyle bile onun üzerinden ilgileniyor ve seyirci olarak bizler de nedir bu “bok yoluna gitmek” diye meraklanırken buluyoruz kendimizi. Hikâye, işte tam da bu noktada bize bu deyimin en yalın ve en açık anlamını sunuyor ancak bunu yaparken yaşanan hiçbir şeyi dramatize etmiyor hatta bazen sarkastik bir bakış açısı ile bile yaklaşıyor. Böylece yazgılarıyla hayat treninden inme zamanları gelene dek ettikleri baş döndürücü dansta çoktan belirlenmiş sonlarına “bok yoluna” sözleriyle nitelendirilebilecek sebeplerle düşenler sayesinde filmin isminin Fabian’dan ötedeki kısmı anlamını ortaya koyuyor ve film tamamlanıyor. Sık sık yazgının, herkese yaşadıkları aşklar için, hatta hayatlarının tamamı için çoktan belirlenmiş bir son biçtiğini, hepimizin zaman içerisinde yolculuk eden aynı trendeki yolcular olduğumuzu vurgulayan film, bu trende hangimizin nereye kadar varabileceğinin bilinmediğini söylüyor ancak hikâyeyi anlatırken bu fikri kaderci bir bakış açısıyla sınırlandırmıyor. Hayallerine öncelik veren Cornelia, ideallerini önemseyen Stephan ve çarpış anında güvende olabilmek için daima orta kompartımanı seçen, hayatta genellikle gözlemci olarak yer alan, ahlâki değerlere sadık kalmaya çabalayan Fabian bu trenin farklı koltuklarına ait olsalar da yolları akıp giden zamanın bir döneminde kesişiyor ve film de bu buluşma üzerinden yazgının hayatın farklı kompartmanlarına ait olan farklı insanlar için izlediği, her biri kendisine özgü trajedilerle bezenmiş, değişik yollara şahitlik etmemizi sağlıyor.

İzleyiciyle buluşturmak için, sansürlenen hatta yakılan bir eseri tercih eden yönetmenin film boyunca en iyi yaptığı şeylerden birinin, Almanya’nın faşist bir yönetimin ufukta görünmesiyle git gide daha da ısınarak kaynamaya yaklaşırken hedonizmin kollarına uzunca bir süre için son kez sığınan bir tuhaf atmosferini yansıtma şekli olduğunu söylemek mümkün. Daha önce izlediklerimizden ya da okuduklarımızdan ayrışır şekilde hayat bulan aslında ekrana çokça kez taşınan bu tasvir, sinematografik tercihlerle baş döndürücü bir deneyim hâline getiriliyor. Kamera hareketleri adeta daima fark edilebilir keskinlikte kalarak hem izleyicinin başını döndürüyor hem de filmin geçtiği dönemin nostaljisine kapılmasını önlüyor. Böylece geçmişte çok eski bir döneme ait olan film aynı zamanda günümüze de aitmiş gibi duruyor. Hikâyenin geçtiği dönemin nostaljisine kapılıp filmi bir dönem filminin kılıfına sokmamak adına yapılan bir diğer tercih ise nefesini Weimar Cumhuriyeti’nin ensesinde git gide daha da fazla hissettirerek Almanya’nın üzerine karanlık bir gölge gibi düşmeye hazırlanan faşist rejimin izlerini yansıtma şekli. Savaştan çıkmanın, aniden artan işsizlik oranının bunalımlarıyla baş etmeye çalışırken kendisini aslında insanın ruhunu tüketen cinsten bir hedonizmin kollarına atmış Almanya’nın her köşesinde yavaşça beliren faşizme dair simgeler anlık geçişlerle daima arka planda tutularak veriliyor. Dönemin muhafazakar düşüncelerine ve klişeleşmiş sığ görüşlerine de yine filmi dönemle açıklamadan  yer veriliyor. Böylece film, üç saatlik süresiyle altından kalkamayacağı bir yükün altına girmemiş oluyor. Buna rağmen filmin üç saatlik süresi izleyiciyi bazen zorluyor ve belki de film, sinematografik anlamda verdiği sıra dışı tercihleri ivmesini arttırmak adına sıklaştırmaya ihtiyaç duyuyor.

Fabian veya Bok Yoluna Gitmek, yolları hayatlarının yaşamlarının devamına şekil verecekleri döneminde 1930’lı yılların savaştan çıkmış, faşizme git gide daha da yaklaşan Almanya’sında kesişen üç farklı karakter üzerinden ahlâki değerler, hayatta kalma mücadelesi ve verilen kararların kaderin önceden verilmiş gidişatı üzerindeki etkileri gibi meseleleri ele alıyor. Yazgıyla trajikomik bir ilişkiye sahip olan film farklı tercihler ışığında yaşamını sürdüren üç karakterin hayattaki yolculuğunu takip ederken izleyicisine nostaljik ve melodramatik olmaktan uzakta, baş döndürücü bir deneyim sunuyor.

 

The post Fabian veya Bok Yoluna Gitmek – Fabian oder Der Gang vor die Hunde appeared first on Filmloverss.