Hygiène Sociale

Teknolojinin sağladığı tüm imkânlardan yararlanarak evimden takip ettiğim 59. New York Film Festivali’nde izleme şansı bulduğum Hygiène Sociale, pandemi döneminden önce çekilmesine rağmen salgın şartlarına oldukça uygun mesafelere sahip bir anlatı stili sunuyor. Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 71. Berlin Film Festivali’nden Encounters seçkisinin En İyi Yönetmen ödülüyle ayrılan film, yeşillikler içerisinde mesafesini koruyan karakterlerin birbirleriyle teatral […] The post Hygiène Sociale appeared first on Filmloverss.

Hygiène Sociale

Teknolojinin sağladığı tüm imkânlardan yararlanarak evimden takip ettiğim 59. New York Film Festivali’nde izleme şansı bulduğum Hygiène Sociale, pandemi döneminden önce çekilmesine rağmen salgın şartlarına oldukça uygun mesafelere sahip bir anlatı stili sunuyor. Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 71. Berlin Film Festivali’nden Encounters seçkisinin En İyi Yönetmen ödülüyle ayrılan film, yeşillikler içerisinde mesafesini koruyan karakterlerin birbirleriyle teatral ve didaktik yollarla kurduğu iletişimi konu alıyor.

Hâlâ alışılmışın dışında bir festival dönemi geçiriyoruz belki ama bildiğiniz üzere geçtiğimiz yıl içinde bulunduğumuz salgın dönemi sebebiyle getirilen sınırlandırmalar çok daha sıkı, çok daha zorlayıcı bir hâlde uygulanmaktaydı. Hâl böyle olunca sinema dünyasına yön veren festivallerden Berlin Film Festivali, daha önce hiç yaşamadığımız bir şekilde tamamıyla çevrimiçi olarak gerçekleşti ve filmleri evlerimizden, aramıza mesafeler koyarak izledik. Denis Côté’nin izleyiciyle festivalin Encounters bölümünde buluşan filmi Hygiène Sociale de bu filmler arasındaydı. Bu ay içerisinde 59. New York Film Festivali’nde yeniden gösterilmesi vesilesiyle yolumun bir kez daha kesiştiği film, ilk bakışta yaşadığımız bu sıra dışı zamana kolayca uyum sağlamasıyla dikkat çekiyor. Yönetmen her ne kadar çekimleri salgın döneminde gerçekleşen filmin fikrinin çok daha önce geliştiğini söylese de Hygiène Sociale adeta yaşadığımız zamana belki bizlerden bile daha fazla ait olduğunu hissettiriyor. Antonin (Maxim Gaudette), 1 saat 15 dakika süren film boyunca toplamda beş kadın tarafından mütemadiyen eleştiriliyor. Aralarında geçen diyalogların yarattığı dinamikten güç bulan film boyunca arkadaşının arabasında yaşayan, eşini bir başkası için terk etmeye hazırlanan Antonin, narsist yönleri, yanlış seçimleri ve bugüne dek duymazdan geldiği diğer her şeyle yüzleşiyor.

Hygiène Sociale: Sosyal Pusula Kalıbına Sıkıştırılan Kadınlar

Tek mekanda ancak farklı bölgelere taşınarak geçen film, ilk bakışta arka planında yer vermeyi tercih ettiği natürel atmosfer ve teknik özellikleriyle izleyicisini şaşırtıyor. Yeşillikler içerisine iki insan yerleştirip aralarına belirli bir mesafe koyarak işlediği hikâyesini geniş plandan takip ediyor. Yani aslında karakterleri arasına mesafe koymakla yetinmiyor ve bir de izleyici ile hikâye arasına uzunca bir mesafe koyuyor. Özellikle birbirimize yaklaşma fikrinin cesaret gerektiren bir tabu hâline geldiği bu döneme bu anlamda oldukça uygun bir adım atan film, uzakta tuttuğu karakterlerine didaktik ve teatral bir ton veriyor. Yerlerinden hiç hareket etmemesiyle natüralist bir tablonun içerisine sıkışıp sohbet eden figürler gibi görünen karakterler arasında geçen bu diyaloglar filmin akışını tek başına sağlıyor. Uzakta tuttuğu karakterlerinin aynı zamanda hareket alanını da mümkün olan en düşük seviyede tutarak kendine özgü bir atmosfer yaratırken bir yandan da sıra dışı bir deneyime dönüşen cesur kararlar alan yönetmen, filmin akışını sırtlanan diyaloglar ironik anlarından doğan komediyle hayat buluyor. Dinmek bilmeyen eleştirilerle bezenmiş ağır ve bir tiyatro oyununa ait gibi duran diyaloglar arasında beklenmedik anlarda çıkagelen ve bazen 19. yüzyıla uygun kostümlere ters düşen Volkswagen arabalara dair konuşmaların uyandırdığı bazen de senaryo kaleme almayı hayal eden Antonin’in tuhaf fikirlerinden ya da aniden yapılan ve ne atmosfere ne kullanılan dile uyarak yapılan Facebook’la ilgili yorumlardan doğan ironiden beslenen komik anlar filmin nefes aldığı nadir zamanları oluşturuyor.

Teknik anlamda yapılan tüm sıra dışı tercihlerin sistematik bir şekilde dikkatimi dağıttığı filmi izlerken yakaladığım her boşlukta kendimi şu soruyu düşünürken buluyorum; Neden Antonin’i eleştiren, toplumsal çerçevede belirlenmiş “ideal”lerin kalıplarına doğru çekiştiren her didaktik ve eleştirel ses bir kadına ait?. Peki, odağına erkek ana karakterinin küçük düşürülmesini almış bir film için eleştirel her yaklaşımın bir kadının ağzından çıkıyor olması ne ifade ediyor? Diyaloglarıyla cinsiyetler arasındaki dengeyi incelemeye heveslenen filmde tek erkek karakter Antonin iken kadın karakterlerin varoluş amacı bu hevesle ters düşüyor. Zira, Antonin’in kardeşi Solveig (Larissa Corriveau), eşi Eglantine (Evelyne Rompré), evlilik dışı ilişkide bulunduğu Cassiopée (Eve Duranceau), vergileri konusunda baskıda bulunan Rose (Kathleen Fortin) ve hırsızlığının madurlarından biri olan Aurore (Eleonore Loiselle), yani filmdeki tüm kadın karakterler zaten Antonin ile sahip oldukları bağ üzerinden varlık gösteriyor. Bu karakterleri narsist yönleri ve toplumsal ahlâk normlarının çerçevesine oturmayan seçimleriyle Antonin’i eleştirdikleri anlar haricinde göremiyor oluşumuz ise hem stilistik tercihleriyle sıra dışı adımlar atan film, hem de yaşadığımız cinsiyetler arası dengelerin hâlâ bir türlü sağlanamadığı politik iklim göz önünde bulundurulduğunda oldukça endişe verici. Film boyunca yılmadan Antonin’i eleştirerek onu çoğunlukla toplumsal normlara uygun bir kalıba uydurmaya çabalayan bu kadın karakterlere verilen ses, kendi hayatlarına dair detaylar sunup kişiliklerini oluşturacak fikirler vermektense Antonin’in ekseninde sabitlenerek sınırlandırılıyor. Oysa ki, bu karakterlerin her biri aslında Antonin’e kişisel olarak atanmış sosyal ve vicdani pusulalar olmak için oldukça ilgi çekici üsluba sahip. Ancak yönetmen, sıra dışı seçimlerinin afallatan ışığı altında sunduğu filmde Antonin’in narsist rüzgarına kapılmış olacak ki, bunu unutuyor. Zaten oldukça yalın bir formda sunulup tüm yardımcı faktörlerini elediği için süresini sarkıtan film, merkezinde yer alan bu anlatıya vurulan darbenin altında eziliyor.

71. Berlin Film Festivali’nde Örümcek ve Kız ile birlikte Encounters seçkisinin En İyi Yönetmen ödülünü paylaşan Social Hygiene’de sinemasal çerçevede verilen sıra dışı kararların gözlerimizin önüne çektiği perdenin aralandığı ilk andan itibaren kadın karakterlerin sınırlandırarak içine sığdırılmaya çalışıldığı sosyal ve vicdani pusula rolü meydana çıkıyor. Bu andan itibaren zaten hâlihazırda yardımcı tüm unsurlarını eleyerek oldukça çıplak bir anlatı benimseyen film, önlenemez bir düşüşe geçiyor.

The post Hygiène Sociale appeared first on Filmloverss.