Kerr

Festivalde Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın kapanışını yapan Kerr, deneyimli yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun imzasını taşıyor. Zaman ve mekan mefhumlarıyla iyi oynadığını bildiğimiz Pirselimoğlu, Kerr isimli yeni filminde de nerede olduğunu bilmediğimiz bir kasabayı, hangi yakın geleceğe denk düştüğünü bilmediğimiz bir aralığında ziyaret ediyor. Babası ölünce doğduğu yere geri dönen Can, geldiği gibi bir cinayete tanıklık ediyor […] The post Kerr appeared first on Filmloverss.

Kerr

Festivalde Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın kapanışını yapan Kerr, deneyimli yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun imzasını taşıyor. Zaman ve mekan mefhumlarıyla iyi oynadığını bildiğimiz Pirselimoğlu, Kerr isimli yeni filminde de nerede olduğunu bilmediğimiz bir kasabayı, hangi yakın geleceğe denk düştüğünü bilmediğimiz bir aralığında ziyaret ediyor. Babası ölünce doğduğu yere geri dönen Can, geldiği gibi bir cinayete tanıklık ediyor ve sürekli olarak da kasaba sınırları içerisinde katille karşılaşıyor. Bu sırada kuduz köpeklerden sebep alınmış karantina kararı, Can’ın katilden kaçışına ket vururken garip olaylar ve insanlarla da yolları kesişiyor. Tamamen eylemsizlik üzerine kurulmuş ama eylem gerektiren hadiselerin yaşandığı bir gerçeklikte Kuzey Avrupa Sineması’nın o mesafeli kara mizahını da biraz hatırlatan temposuyla seçki içerisindeki en farklı deneyimlerden birini sunuyor film. Ama tabii tıpkı neredeyse bu senenin bütün seçkisi gibi görünürde kadın karakterin olmadığı, baba problemlerinin su yüzünde gezindiği bir yerde oynuyor oyunlarını. Tabii eşsiz bir görüntü yönetimi ve saat gibi işleyen kurgusuyla.

Kerr: Tekerrür Edebiyatı

Tayfun Pirselimoğlu’nun 2014 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan Kerr, tekerrürü malzeme olarak kullanıp etrafımızda olup bitene sağırlaşmamız üzerinden bir alegoriye girişiyor. Vurdumduymazlığın özellikten ziyade alışkanlığa dönüşmesi hâlinde olabileceklere yakından tanıklık ettiğimiz şu coğrafyada, hikâyesini ülkesizmiş gibi gösterme yoluna giden Pirselimoğlu, seçimleriyle de evrenselleştirmiş uyarlamasını. Neticede dünyanın neresine giderseniz gidin, körü, dilsizi, sağırı oynayan kalabalıkların bir anlamda zorbalarına da çanak tuttuğunun altını çiziyor. Tepkisizlik de bel kemiğini oluşturduğu için ana karakterin, bu tutumu tekrar ettikçe kapana kısılıyor. Meselesi elbette daha büyük. İsimler, yerler, zamanlar değişse dahi, tarihteki tekerrürlerin kaynağını ararken hep aynı sonuca varmamızla ilgileniyor film. Hiçbir şeye rağmen devinime uğramayan alışkanlıklarımızla suçu bizde, kendimizde arıyor. Bunu bu kadar işleyen ve dolaylı bir yoldan yapabiliyor olması da Pirselimoğlu’nun hem roman, hem de film üzerinde iki kat mesai harcamasından sebep.

Antalya’da gösterilen İki Şafak Arasında kastının da parlayan isimlerinden Erdem Şenocak yer almakta Kerr’in başrolünde. Şenocak’ın üstlendiği Can rolü ve babası sebebiyle onu tanıdığını iddia eden bir kasaba dolusu, isimlerini öğrenmeye vakit harcamadığımız insanın absürt etkileşimleri üzerinden ilerliyor film. Sınıftan ve statüden yana belli bir ritim tutturduğu için Pirselimoğlu, kimi nerede konumlandırmamız gerektiğine, tekrarlanan diyaloglar sayesinde vâkıf oluyoruz. Can’ın polisle, devletle, kasaba halkıyla iletişiminde kalem kalem benzerlikler var. Bu kâbusun içerisinde soruya soru, yanıta yanıtla karşılık görerek kendi çizgisinden çıkmamak için gösterdiği üstün gayret, belli bir temponun tutturulmasına da yardımcı oluyor. Tabii ki de bu yinelenme hâlinin seyri zorladığına şüphe yok. Burada da filmin işlemeyen taraflarını, mekân kullanımıyla eşi benzeri olmayan bir dünyanın kapılarını araladığımızı hatırlatarak telafi ediyor yönetmen.

Kerr için söylenebileceklerden biri de ilhamını edebiyat eserlerinden aldığını anlaşılır bir duruma getirmekten çekinmemesine karşın, kağıt üzerinde kalması avantajına olacak bütün detaylardan muntazam bir şekilde kaçınması. Yeryüzünde belirmiş ucu bucağı olmayan çukurlardan Hades’in üç başlı köpeğini kuduz sokak hayvanları olarak çıkarırken dengesini bulmayı iyi başarıyor. Bu noktada da Kerr’i izleyiciye hitap etmemesi haricinde başka bir yerden eleştiremeyeceğimiz için yetkinliğiyle anmaya başlıyorum. Herkesin filmi olmak gibi bir gayreti de yok zaten. Tayfun Pirselimoğlu keskin virajlarına, yarattığı evrenle ortak bir noktada buluşabilecek ziyaretçilerini davet etmiş sadece. Final yolunda da kati surette hedeflediğinden fazlasına ulaşmak gibi bir çabaya girişmeyip, yalnızca bağ kurabildiği seyircisine hitaben hareket ediyor. Ne fazlasında gözü var, ne de ulaşılabilir olmak için fedakârlık yapmaya niyeti.

The post Kerr appeared first on Filmloverss.