Luca

Denizin derinliklerinde ailesi ile birlikte yaşayan bir deniz canavarı olan Luca, yüzeyde ne olduğunu ya da ne olabileceğini nihayet merak ettiğinde hayatı sonsuza dek değişiyor. Alberto ise ona bu benliğini bulma, bugüne dek alışılmış düzen tarafından dar tutulmuş ufkunun sınırlarını genişletme yolculuğunda eşlik ediyor. Pixar yapımı Luca, Me and Earl and the Dying Girl’ün senaristi […] The post Luca appeared first on Filmloverss.

Luca

Denizin derinliklerinde ailesi ile birlikte yaşayan bir deniz canavarı olan Luca, yüzeyde ne olduğunu ya da ne olabileceğini nihayet merak ettiğinde hayatı sonsuza dek değişiyor. Alberto ise ona bu benliğini bulma, bugüne dek alışılmış düzen tarafından dar tutulmuş ufkunun sınırlarını genişletme yolculuğunda eşlik ediyor.

Pixar yapımı Luca, Me and Earl and the Dying Girl’ün senaristi Jesse Andrews ve yine Pixar çatısı altında bulunan, geçtiğimiz yıl kalbimize dokunan Soul’un senaristlerinden Mike Jones’un kaleme aldığı hikâyesinde bildiklerinin dışına çıkıp daha fazlasını deneyimlemeye heveslendiği için ailesiyle anlaşmazlığa düşen ve daha sonra hayatını değiştiren yeni bir maceraya atılan bir çocuğa odaklanıyor. Yönetmen koltuğunda Enrico Casarosa’nın oturduğu filmde daha önce Room’da rol alan Jacob Tremblay’in seslendirdiği Luca Paguro isimli deniz canavarı, We Are Who We Are’dan tanıdığımız Jack Dylan Glazer’ın seslendirdiği Alberto Scarfono isimli bir diğer deniz canavarı ile tanışıyor ve Alberto’nun cesareti, bilinmeze karşı korku yerine heyecanla yaklaşan tavrı Luca’nın hayatını kökünden değiştiriyor. Gelenekler ve kurallarla sığlaşmış suyun altından dışarıya çıkıp beraberce nefes almaya cesaret eden ikili, İtalya’nın Portorosso isimli deniz canavarlarının peşine düşmüş insanlarla dolu bir sahil kasabasında Vespa sahibi olma hayaline kapılarak benliklerini keşfediyor, bu ikiliye karada tanıştıkları Giulia da ekleniyor ve alışılmışın dışında olmanın tuhaf olmak anlamına gelmediğini öğreniyor.

Luca: Geleneklerin Sığ Sularından Çıkmanın Özgürleştirici Gücü

Luca ve Alberto, Portorosso’da yaşayan kişilerin aksine farklı türde canlılar olarak tanımlanıyor. Bunun da ötesinde onlar, tam da Portorosso’da yaşayan insanların özellikle peşine düştükleri deniz canavarları. Filmin bu duruma odaklanırken, Luca ve Alberto arasında da bir beraberlik kuran anlatısı, ergenlik çağındaki bu iki bireyin benliklerini keşfetme sürecinde onlara karşı tahammülü olmayan bir toplumda var olma çabasına da yer vermesi sebebiyle hikâyeye kuir alt metinlerin varlığını akıllara getirecek tohumlar atıyor. Film, bu fikrin üzerine açıkça gidecek cesareti kendisinde bulamasa da dar görüşlü zihinlerin kendileri gibi olmayan her şeyi ötekileştirme eğilimine karşı durma konusunda verdiği desteği mümkün olan bütün olasılıklar kapsamında ele alıyor. Portorosso kasabasındaki dar görüşlü, peşin hükümlü insanlar, aslında kimseyi yargılama hakları olmamasına rağmen, Luca ve Alberto’dan doğaları gereği nefret ediyor. Pixar, bu iki çocuğun geleneksel anlayışları benimsemiş bir toplum tarafından gösterilen tüm şiddete ve baskıya rağmen ayakta durmaları, kendilerini sevmeleri ve kabullenmeleri üzerinden film ile ulaştığı küçük yaştaki çocuklara önemli bir mesaj veriyor. Günün sonunda film, çok kıymetli bir şey yaparak büyürken aynı maceraya bizzat çıkacak olan izleyicisini, şimdiden her şeye, herkese ve geleneklerin aşınması güç duvarlarına rağmen benliklerini yaşamaya cesaret etmeye ve bu yolda yürürken önlerine çıkacak korkuları susturacak gücü kendilerinde bulmaya teşvik ediyor. Luca ve Alberto, yosun tutmuş geleneklerin sığlaştıran anlayışlarından kurtulup keşfetmek üzere yüzeye çıkıyor.

Ailesinin korumacı kanatları altından sıyrılıp daha fazlası için heveslenen Luca ile Kayıp Balık Nemo’nun 2000’li yılların başında çıktığı macerayı anımsatan film, aslında Nemo’ya kıyasla daha önemli bir şey yapmaya yelteniyor fakat bunu açıkça yapmamayı tercih ediyor. Luca ve Alberto arasında kurulan anlatının erişebileceği sınırlar, özellikle ergenlik çağında cinsel yönelimini herkese ve her şeye rağmen keşfetme yolculuğuna çıkan bireylere destek olabilecek niteliğe erişebilecekken film sanki bu yöne sapmak üzere inşa edilen yolu herkese ulaşabilmek adına şimdilik izlememeyi tercih ediyor. Yapılan bu seçim, bu anlamda amacına ulaşıyor ancak kendisini bir şekilde dışlanmış, ötekileştirilmiş hisseden herkesi kucaklayan yapısına rağmen hikâyeyi kısırlaştırıyor ve izleyici üzerinde yaratabileceği etkinin hacmini zedeliyor. Film, yine herkese ulaşma kaygısı peşinde hikâyesinin akışında da izleyicisinin beklediğini tahmin ettiği dönüşleri izliyor ve ortaya karmaşık sorunlar, tehlikeler koymadığı için özellikle ikinci yarısında hızını ağırlaştırıyor. Bir yandan da bir Vespa sahibi olmak olağanüstü bir özgürlüğe sahip olmakla eş değer tutuluyor ve anlatı, bu şekilde ticari bir ambalaja sarılıyor. Ruhumuzu kemiren korkulara Bruno adını takıp susmalarını söylememiz için bizlere değerli bir destek sunan film, herkese ulaşma kaygısına düştüğü anlarda bu desteğin yarattığı sonsuz heyecanın üzerine daha önce izlediğimiz hikâyelerdeki klişelerin gölgesini düşürüyor.

İzleyicisine dikkat çekici bir sinematografi eşliğinde samimi ve özlenen duyguları yaşatan Luca, herkese erişme kaygısı duyduğu anlarda korkularımızla yüzleşip benliğimizi her şeyiyle kabul etmemiz yönünde verdiği kıymetli desteği arka plana itiyor. Sonuç olarak film akıllarda, önemli bir mesaj vermeye heveslenen ancak bu hevesi daha öteye götürmeyen, keyifli bir büyüme macerası olarak kalıyor.

The post Luca appeared first on Filmloverss.