Midnight Mass Değerlendirmesi

Geçimini balıkçılıkla sağlayan Crockett Adası halkı, yıllar boyunca yaşanan türlü tersliklerden sonra tek teselli olarak dini inançlarına körü körüne bağlanıp saplantılı bir çaresizlikle mucizelerin yolunu gözlüyor. Alkollü araç kullanırken bir kadının ölümüne sebep olan, adanın “günahkâr” sakini Riley’nin dönüşü, hep beklenen o mucizeleri getiren, kurtarıcı rahibin varışıyla çakışıyor. The Haunting of Hill House ve The […] The post Midnight Mass Değerlendirmesi appeared first on Filmloverss.

Midnight Mass Değerlendirmesi

Geçimini balıkçılıkla sağlayan Crockett Adası halkı, yıllar boyunca yaşanan türlü tersliklerden sonra tek teselli olarak dini inançlarına körü körüne bağlanıp saplantılı bir çaresizlikle mucizelerin yolunu gözlüyor. Alkollü araç kullanırken bir kadının ölümüne sebep olan, adanın “günahkâr” sakini Riley’nin dönüşü, hep beklenen o mucizeleri getiren, kurtarıcı rahibin varışıyla çakışıyor. The Haunting of Hill House ve The Haunting of Bly Manor dizilerinin yaratıcısı Mike Flanagan, Midnight Mass – Gece Yarısı Ayini ile bu defa günahkârlık, din, ölüm, mucizeler ve lanetler gibi daha derin meseleleri ele alıyor, ancak diyalogların ağırlığı, dizinin korku türüne ait heyecanını yok ediyor.

Özellikle Netflix çatısı altında korku türünde art arda projeler üreten Mike Flanagan, Midnight Mass ile The Haunting serisinden daha farklı bir alanı deneyimliyor. Oyuncu kadrosunda The Haunting serisinde Flanagan ile birlikte çalışan Henry Thomas, Kate Siegel ve Rahul Abburi gibi isimlerin yanı sıra Zach Gilford, Hamish Linkater, Annabeth Gish ve Samantha Sloyan gibi isimlere de yer veren dizi, bu defa ruhların kasveti altına girmiş büyük malikânelerde yaşanan tüyler ürpertici olaylardan ayrılıp rotasını gözden uzak bir adaya ve adanın umuda aç sakinlerine çeviriyor. İşlerin bir süredir rast gitmediği Crockett Adası, bir “günahkârın” ve bir “kurtarıcının” gelişinin çakıştığı dönemde birden ani mucizelerin beklenmedik laneti altına giriyor ve Flanagan, bu kez din çerçevesine oturtulan ve derin diyaloglarla örülen bir senaryoyla, bugüne dek inmediği kadar derine ulaşmak için hevesleniyor. Fakat Flanagan, bu hevesin ardında tüyler ürpertici hamlelerini, yerinden hoplatan ani sahnelerini kaybediyor ve korku hissiyatını yakalamak üzere bel bağladığı hamleler de inandırıcı olmaktan uzak ve sıradan olduğu için Midnight Mass, yönetmenin bugüne dek izleyiciyle buluşturduğu hem en anlamlı hem de en etkisiz dizisi oluyor.

Midnight Mass: Lanetli Bir Mucize Salgını

Crockett Adası’nın kalbi olan kilisenin yeni pederi Paul, adaya akla hayale sığmayacak türden mucizelerin gelmesine sebep oluyor. Böylece ada halkı kısa süre içerisinde onun büyüsüne kapılıyor ve Paul, bu kaybolmuş halkın lideri hâline geliyor. Bu sırada yıllar sonra adaya dönen Riley, işlediği günahtan doğan travmalarla boğuşurken çocukluk aşkı Erin, hayata yeniden tutunmasını sağlayan bebeğiyle, hep nefret ettiği annesinin gölgesinde kaybolmak üzere adada kendisine bir yaşam kuruyor. Tüm bunlar olurken coşkulu ayinler düzenleniyor, halk dine hiç olmadığı kadar sıkıca bağlanıyor. Öyle ki, Hristiyan olmayan ada sakinleri bile adayı etkisi altına alan mucize salgınından kendi paylarına düşeni alabilme umuduyla din değiştirmeyi düşünmeye başlıyor. Ancak hayat, birden bire gerçekleşecek dilekler için fazla gerçek ve aslında bu birden bire başlayan mucize salgını da adanın başına gelen en büyük lanet.

Toplamda yedi bölümden oluşan dizide her karakterin bir amacı, anlatıda önemli bir yeri var. Daha önce pek çok kez aile trajedisi ve ölüm gerçeğiyle huzur bulamama fikirleriyle ilgilenen Flanagan, hem bu alışkanlıklarından vazgeçmiyor hem de dini inançlara hiç sorgulamadan, körü körüne bağlanmanın tehlikeli yüzünü, ölüm korkusunu saplantı hâline getirince ölmeden biten yaşamları, geçmişin travmalarıyla başa çıkabilmek için verilen zorlu savaşları ele alıyor. Kısacası, daha önce inmediği kadar derine ulaşıyor ve izleyiciyi düşünmeye teşvik eden, tek bakışta çözülemeyecek türden karakterler sunuyor. Hatta pek çok farklı konuya parmak basmaya yeltenen, pek çok şey söylemek isteyen hikâye, bazı yönleriyle Stephen King uyarlamalarını anımsatıyor. Dizi, Crockett Adası halkı üzerinden ekonomik kriz ortamının baskı dolu havası, özgür irade, yeni başlangıçların gerektirdiği cesaret, çaresizlikle verilen yanlış kararlar gibi ağır konuları uzun diyaloglar ve ustaca örülmüş bir hikâyeyle ele alıyor. Bu konuları ele almakta, üzerine düşündürmekte ve karakterlerin her birini kendine has üsluplarıyla sunmakta başarılı olan dizi, sezon ilerledikçe ve sıra korku unsurlarını hikâyeye yerleştirmeye geldikçe sendelemeye başlıyor. Ağır ve dolu dolu diyaloglar, hikâye akışını yavaşlatıyor ve korku türünün gerektirdiği adrenalin hissinin sağlanmasını engelliyor. Belki de Midnight Mass, aslında bu noktada korku türüne yönelmek konusundaki kararını bir kez daha gözden geçirmeye ihtiyaç duyuyor.

Dizi, korku türünün diğer örneklerinin ve aynı zamanda Flanagan’ın diğer projelerinin de aksine, anlatısıyla pek çok şey söylemek istemesiyle, farklı konseptler üzerine kafa yormayı hedeflemesiyle türe yeni bir bakış açısı katıyor. Ancak en başta görsel efektleri olmak üzere prodüksiyon konusundaki seçimleri yüzünden mütemadiyen aşağıya çekiliyor. Kafa yorduğu konseptlerle başka bir paket içerisinde sunulduğunda bambaşka bir yere oturabilecekken, bu konudaki yetersizlikler sebebiyle yaratabileceği etkinin altında kalıyor. Karakterlerin ruhlarını en iç noktasından kemiren travmaları ve peşlerini bırakmayan korkuları dile getirmelerine yardımcı olan diyaloglar hikâyenin akışını ağırlaştırıyor. Flanagan’ın daha önce de pek çok kez tercih ettiği, ani ve çarpıcı şekilde ortaya çıkan sanrılar hikâyeye serpiştirilse de, akışı hızlandırmak için yeterli olmuyor ve böylece dizinin korku hissiyatı tamamıyla mucize salgınını başlatan yeni rahibin gizemine bel bağlıyor. Bu gizemin ardındaki gerçekler nihayet ortaya çıktığında ise hem prodüksiyonun, görsel efektlerin yetersizliği hem de hikâyenin bu yönünün hızlıca, üstünkörü bir şekilde verilmesi diziye istenilen aciliyeti kazandırmıyor. Rahip ile ilgili o büyük gizem açıklandığında, detayları birkaç sahneye yayılan diyaloglarla veriliyor ve izleyiciden barındırdığı doğaüstü tüm noktalara rağmen sadece kabul etmesi isteniyor. Böylece hikâyenin korku hissini yakalamak üzere zaten daha önce pek çok kez izlediğimiz bir anlatıyı seçen bu yönü, gerçek bir tehlike olarak ciddiye alınmaktansa inanması güç ve oldukça sıradan kalıyor.

Hâl böyle olunca, dizinin farklı konseptleri ele alan dramatik yönü çok daha ağır basıyor. Karakterlerin altında oldukları büyük tehdit ve kurtuluş mücadeleleriyle kurulan bağ, takıntıları, korkuları ve travmalarıyla kurulan kadar güçlü olamıyor ve dizinin sonuna doğru nefesimizi kesecek en büyük savaş sahnesi bile kan akışımızı hızlandıracak kadar heyecanlanmamıza yol açmıyor. Sonuç olarak yönetmenin yeni alanlar deneyimlemek istediği dizinin korku hissiyatını yakalamak üzere ortaya attığı hikâye noktaları, ele almak istediği duygusal meselelerin ağırlığı altında eziliyor.

 

The post Midnight Mass Değerlendirmesi appeared first on Filmloverss.