Satranç – Schachnovelle

Tam zamanını hatırlamıyorum ama aklımın yeni yeni bir şeylere ermeye başladığı, siyasal bilincimin henüz oluştuğu yıllara denk gelmişti galiba; bir elektrik kesintisinde (birkaç ışık yılı öncesinde jeneratör bulunmadığı için yaşanan bir hadise, bilmeyenler olabilir) misafir olduğum evdeki kitaplardan birini okuyarak zaman öldürmeye mecbur kalmış ve kısa diye gözüme kestirdiğim Stefan Zweig öyküsü Satranç ile tanışmıştım. […] The post Satranç – Schachnovelle appeared first on Filmloverss.

Satranç – Schachnovelle

Tam zamanını hatırlamıyorum ama aklımın yeni yeni bir şeylere ermeye başladığı, siyasal bilincimin henüz oluştuğu yıllara denk gelmişti galiba; bir elektrik kesintisinde (birkaç ışık yılı öncesinde jeneratör bulunmadığı için yaşanan bir hadise, bilmeyenler olabilir) misafir olduğum evdeki kitaplardan birini okuyarak zaman öldürmeye mecbur kalmış ve kısa diye gözüme kestirdiğim Stefan Zweig öyküsü Satranç ile tanışmıştım. Belki lineer bir kurguda ilerlemediğinden albenisine kapıldım, belki bir günde kitap bitirmiş olmanın anlamsız gururuyla kendi egomun dalgalarında boğuldum, belki de tarihin karanlığından korktuğum bir sayfasıyla ilgili üstü kapalı da olsa bir şeyler öğreniyor olmaktan etkilendim, hatırlamıyorum. Ama üzerimde bir tesiri olduğu ve ayrıntılarını yeni hikâyeler okudukça silsem de Satranç’ı hep iyi andığım kesin. Tabii Zweig’ın tıpkı kitaptaki karakter gibi Hitler’in poster yüzü olduğu faşist naralarla ülkeden sürülmüş ve eserlerinin meydanlarda ateşe verilmiş olmasının da paket olarak Satranç ile olan ilişkime yeni anlamlar kazandırdığını da not düşmem gerek.

İstanbul Film Festivali’nin, 24 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında Goethe Institut işbirliğiyle Alman sinemasından güncel yapımları ağırladığı Kino 2021: Alman Filmleri Türkiye’de seçkisinin başına otururken de izleyeceğim filmin, bende bir anısı bulunan Zweig’ın öykü kitabından uyarlama olduğundan bihaberdim. Geçtiğimiz hafta ülkesinde de vizyona giren Satranç – Schachnovelle, yaşamının son yılarını geçirdiği Brezilya’da sürgündeyken Zweig tarafından kaleme alınan uzun öykünün, 1960 tarihli Gerd Oswald filminden sonra beyaz perdedeki ilk adaptasyonu. Bu değerli eseri de ülkesinde yaptığı ana akım işlerden ziyade, Rammstein ve Evanescence gibi rock grupları için çektiği video klipler ile tanınan Philipp Stölzl devralmış. Gestapo ve askerleri tarafından bir otel odasında aylarca hapis hayatı yaşayan ve bu süreçte yalnızca çaldığı satranç kitabındaki oyunları zihninde tekrar tekrar canlandırıp oynayarak vakit öldüren Dr. Josef Bartok’u ise yakın tarihte Enfant Terrible filminde Rainer Werner Fassbinder rolünde izlediğimiz, Mads Mikkelsen’e benzerliğiyle dikkat çeken Oliver Masucci canlandırıyor.

Satranç: Sağır Eden Bir Kakofoni

Kabaca üç parçadan oluşan Satranç’ın kronolojik bir sırayı takip etmek gibi bir derdi mevcut değil. Bartok’un esir alınmadan önceki hayatı, dev bir sükûnetin içerisinde boğularak geçirdiği esareti ve bu korkunç sürecin ardından bozulmuş akıl sağlığıyla hayata bir satranç tahtası üzerinden tutunduğu üç farklı kısmı birbirinin içine geçirerek ele alıyor yönetmen Stölzl. Amaç bütüne yansıyan geleneksel tercihleri en azından hikâyenin başıyla sonu arasında durmaksızın raks ederek biraz gölgelemek. Çünkü öykündüğü tarafın Hollywood ve ana akıma dair, neredeyse biyografi türünden çalma diyebileceğimiz, formüller olduğu apaçık ortada. Bunu düşününce Oscar oyununda daha evvel Corpus Christi ve Theeb gibi yapımları uluslararası film adayları arasına taşımayı başarmış Amerikan dağıtımcı şirket Film Movement’ın elinde olması biraz daha anlamlanıyor sanki. Yılın sonuna doğru, bizim ülkemizin aksine adil seçimlerin yapıldığına pek emin olduğumuz, Alman seçici kurulun oyunu hangi filmden yana kullanacağını kestiremesek de, Satranç kesinlikle hedef izleyici kitlesinin farkında ve bu uğurda da hem bütçesini, hem de malzemesini kullanmaktan çekinmeyen, gözüne Oscar gibi ödülleri kestirmiş bir yapım.

Savaşın ve savaştan beter rejimlerin ardında bıraktığı tahribatı belki ilk kez değil ama dolaylı yoldan en doğru biçimde tasvir eden Satranç’ın 2021 tarihli film formatı, şizofreni temsilinde saf bir meydan okuma müsameresinden öteye gidemiyor ne yazık ki. Stölzl’ün kasıtlı olarak, ana karakterinin geçmişini derinleştirmeme kararı nasyonal sosyalistlerin işgaliyle mevcut kültürü yerle bir eden politikaya dair cümlelerini de zayıflatıyor. Eserde benliğine arkasını dönüp gitmek zorunda bırakılan Dr. Bartok, burada anlaşılmaz birine dönüşmüş. Stefan Zweig’ın bizzat kendi anılarından yola çıkarak Avrupa’nın yok olduğunun altını çizişi Stephen Daldry’nin The Reader‘ından bozma bir karakter çalışmasının altında ezilmiş. Alman film disiplininin katı tarafı ağır bastığından benzer bir ajitasyonun emaresi bulunmasa da işkencenin yalnızca filmlere sıkça konu olmuş toplama kampları ve gaz odalarında değil, sosyal hayatın bütün katmanlarında farklı formlarda vücut bulduğunu belirten kitap özünü kaybetmiş âdeta. “Kitabını okumuştum.” kalabalığının arasında sesimin kaybolmasını istemiyor ve bir taraftan da gereğinden fazla anlamlar yüklenebilecek bu filmle ilgili bir beğeninin ancak orijinal metni gereğinden fazla seven birileri tarafından oluşturabileceğini de biliyorum nitekim.

İçe dönmek, dört duvar arasında nefes almak mecburiyetinde bırakıldığımız günlerin ardından bu klostrofobik yapımın üstümüze üstümüze geliyor olması da verdiğimiz tepkiyi etkiliyor olabilir tabii. Yetenekli aktör Oliver Masucci’nin, tinsele meyleden ve her anlamda tükenmenin güncesini tutan tekst ile kurduğu organik bağ fazlasıyla hissediliyor. Kendini yutkunmanın bile sıra dışı sayıldığı bir kadere kurban ederken tıpkı Enfant Terrible’da olduğu gibi rolün bütün oyuncaklarını, bilhassa da yalnızlık kavramının hakikatli keşfini en ince detayına kadar elden geçirerek veriyor performansını. Ne acıdır ki bu üstün eforu yetersiz kalıyor ve Satranç, uyarlandığı kitaptan bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulabilecek kadar yavan bir iş olarak yer ediyor akıllarda. Üniformalı adamlarla, zihnin içinden dökülen anlam bütünlüğü barındırmamaktaki kelimelerin oluşturduğu sıradan bir kakofoni, video klip estetiğini her güverteye çıktığında can simidi olarak kullanan yönetmenin kondüktörlüğünde kulakları sağırlaştırıyor.

The post Satranç – Schachnovelle appeared first on Filmloverss.