The Falcon and the Winter Soldier 1. Bölüm İncelemesi

The Falcon and the Winter Soldier, ilk duyurulduğundan beri fısıltı gazetesi dizinin atmosferinin Captain America’nın ilk filmine benzer olacağını söylüyordu. O epik anlatının tınıları hissedilse de, dizinin Vertigo çizgiromanlarına daha yaklaşan bir ton kazandığı kanaatindeyim. Vertigo kadar karanlık bir evren kurgulanmasa da hep “çocuksu” olmakla suçlanan Marvel Sinematik Evreni, en azından Thanos parmaklarını şıklattığında oluşan […] The post The Falcon and the Winter Soldier 1. Bölüm İncelemesi appeared first on Filmloverss.

The Falcon and the Winter Soldier 1. Bölüm İncelemesi

The Falcon and the Winter Soldier, ilk duyurulduğundan beri fısıltı gazetesi dizinin atmosferinin Captain America’nın ilk filmine benzer olacağını söylüyordu. O epik anlatının tınıları hissedilse de, dizinin Vertigo çizgiromanlarına daha yaklaşan bir ton kazandığı kanaatindeyim. Vertigo kadar karanlık bir evren kurgulanmasa da hep “çocuksu” olmakla suçlanan Marvel Sinematik Evreni, en azından Thanos parmaklarını şıklattığında oluşan o kasvetli atmosferin, daha gerçekçi ve dünyalı bir hâlini sunuyor.

Bölüm, bir ilk bölüm olarak bu yeni evreyi takdim etmek dışında büyük bir kaygısı olmasa da, sonunda yine sürpriz faktörünün çok iyi kullanılmasıyla bir sonraki hafta için meraklanmamız için bizi motive ediyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Falcon and the Winter Soldier’ın ilk bölümü ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Falcon and the Winter Soldier: Yeni Faz, Yeni Hikâyeler

WandaVision, biraz fal açmak gibiydi. Evrene dair çok şey anlatsa bile bardağı evire çevire “şu da biraz buna benziyor” demek zorunda kalmıştım. The Falcon and the Winter Soldier ise girdiğimiz yeni dönemle ilgili kimi bağlamları temin ediyor. Henüz S.W.O.R.D.’a yönelik açık bir atıf yok fakat evrende artık LAF diye yeni bir suç örgütü var, bir de ismi “Bayrak Parçalayanlar” (Flag Smasher) olan bir tür sivil itaatsizlik hareketi mevcut – ki bu grup dünyanın Blip döneminde daha iyi olduğunu söyleyip, sınırların olmadığı bir dünya talep eden, motivasyonları oldukça karmaşık takdim edilen bir grup.

Marvel’ın olaylara politik bağlam katma kaygısı hep hoşuma gitmiştir. “Bayrak Parçalayanlar”ın kötüler olarak takdim edilmesine dair belli soru işaretlerim olsa da, Blip döneminin ardından, 5 yıl sonra yeniden beliren bir sürü insanın olmasının politik ve ekonomik yıkımı yapımda bol bol hissettiriliyor. Benzer bir şekilde, Sam’le işbirliği içindeki yeni karakterimiz Torres’in interneti kullanma şekilleri, evreni daha organik hissettiriyor.

Sam Wilson: Yepyeni Bir Amerikan Kahramanı Mı?

The Falcon and the Winter Soldier

Trump döneminin Amerikan kültür üretimine en büyük katkısı, bazı Amerikan klişelerini sorgulatmak oldu. Her ne kadar II. Bush döneminde, başkan hakkında hiciv yapmak ana akım bir eylem olsa da, 2000’lerdeki tepkilerin çoğu Irak Savaşı’na da bağlı olarak antimilitarist bir alt yapıya sahipti. Şimdi ise, başkanlık koltuğunun altının popülizmle tamamen boşaltılabileceği herkes tarafından fark edildi. Bunun bu yapıma yansıması, artık beyaz, ayrıcalıklı erkeklerin temsil ettiği o tanrıvari statünün sorgulanır hâle gelmesi şeklinde.

Bu sorgulamanın diziye yansımasında, Sam’in Steve’in kalkanını müzeye teslim ederken yaptığı konuşması önemli bir rol oynamış: Sam “yeni kahramanlara, bulunduğumuz zamana daha uygun kahramanlara ihtiyacımız var” diyor. James Rhodes yani War Machine’le yaptığı konuşma da, azınlık temsillerinin beyazlara teslim edilen “Amerikan kültürü” taşıyıcılığını devralması hususunda iyi bir örnek temsil ediyor.

Bu temsil güncellenmesi yapılırken, birkaç yanlış klişe de devreye sokulmuş. Örneğin “güçlü siyah kadın” olarak anılan, tek başına çocuk büyüten, ekonomik zorluklarla boğuşan, her engele göğüs geren ama bu yüzden de huysuz siyah kadın figürü, Sam Wilson’ın kız kardeşinde vücut buluyor. Wilson kardeşlerin ekonomik sıkıntılar yaşayan siyahlar olarak ele alınması, başlı başına yorumlamak için karmaşık bir durum teşkil ediyor. Bir yandan Blip sonrası yaşanan sosyo-ekonomik değişimleri anlatan yapımda bunun olması şaşırtıcı değil. Bir yandan, Birleşik Devletler’in vatandaşı olan siyahların çoğunun ekonomik olarak daha dezavantajlı konumda olması, gerçekçi bir yerden temsil edilmeleri fena bir şey değil. Fakat kültür alanı, sadece olanı yansıtmaz, bir yeniden üretim yapar. Bu bakımdan da koskoca Marvel evreninde ekonomik problemlerin ortasına atılan ilk karakterin neden siyah olduğu, daha önce evrende çok da yer almayan bu temsilin niçin siyah ana karakterlerle hayatımıza girdiği sorusunu yöneltmeyi de önemli buluyorum.

Elbette bu temsilin dönüşüm geçirebileceğini öngörebilmek de zor değil. Bu temsilin Black Panther filminden sonra evrende yer alması da problemli bir alt metin oluşmasının önüne geçen bir sigorta olmuş durumda.

Bucky’nin Kişisel Cehennemi

Dizinin diğer yarısı James “Bucky” Barnes da kendi gerçekliğinde kaybolmuş biri olarak karşımıza çıkıyor. Yalnız, terapiye giden, 106 yaşında ve Kış Askeri olduğu günlerden yadigar kişisel hayaletleriyle boğuşuyor, ne yapacağını bilmez vaziyette. Sam’le yolları ilk bölümde henüz kesişmese de, iletişimde olduklarını anlıyoruz. Bucky, terapi süreci dâhilinde, terapistinin önerdiği üç kuralı takip ederek, hazırladığı bir listenin izinde. O listedeki isimlerden biri olan Mr. Nakajima’yla hesaplaşmak yerine, onunla bir arkadaşlık edindiğini ve bu ilişkinin kişisel cehennemine dönüştüğünü anlıyoruz. Bucky’nin listesinde yer alan diğer isimlerin hem The Falcon and the Winter Soldier dizisinde, hem de yeni fazın farklı yerlerinde karşımıza çıkmasını bekliyorum.

The Mandalorian’dan Esintiler

The Falcon and the Winter Soldier

Her Disney+ yapımı, benim için bundan sonra neler bekleyebileceğimizi de deşifre etmek için bir şans. Ve bu defa turnayı gözünden vurduk. Gerek görsel, gerek atmosfer, gerek mekânlarda The Mandalorian’la oldukça paralel detaylar The Falcon and the Winter Soldier’da mevcut.

Başlarda gerçekleşen aksiyon sahnesi o anlardan biri. Bunu fark etme gerekçem, Anakin’in race pod sahnesinin oldukça benzerlerinin The Mandalorian’da geri dönmesinin uyandırdığı nostaljik hislerin bir kez daha bünyemde uyanması oldu. İzlediğimiz havada kovalamaca sahnesi, eğer bir easter egg olsaydı buna bayılırdım. Ama bu çağrışım bu kez Disney+’a ait görsel efekt havuzunda yüzmemizle alakalı.

Gerçekten, Marvel ve Star Wars evrenlerinin birbirlerine gönderme yapmasını sadece keyifli bulabilirim. Fakat buradaki sıkıntı, Disney+’ın içerik değil algoritma peşinde olması. İşte o noktada Tunus’a, İsviçre’ye, Birleşik Devletler’deki farklı atmosferlere sahip eyaletlere sürüklenirken, bununla beraber kameraların filtreleri de değişirken, “bu nereden tanıdık geliyor acaba” diyerek The Mandalorian’a erişiyorsak, bunu göndermeden çok daha farklı bir şey olarak kabul edilebiliriz.

Bunun ne gibi sakıncaları olabilir? Mesela Tunus’a uğradığımızda deneyimletilen eksantrik atmosferin benzerlerine The Mandalorian’da rastlamıştık. Fakat The Mandalorian, 70’lerde yaratılmış kurgusal Star Wars evreninde geçiyor. Marvel evreni de kurgusal tabii, ama mekânı ve zamanı bizim dünyamız. Hâliyle o atmosfer eksantrikten ziyade, oryantalist oluveriyor. Tabii The Falcon and the Winter Soldier’ın oryantalizmi Wonder Woman 1984’da sorumsuzca yaratılmış olan oryantalizme kapışamayacak kadar hafif. Örneğin Sam Wilson karakterine Arapça konuşturmak (her ne kadar anlaşılmaz bir telaffuzla da olsa) hoş bir dokunuş.

Yine de, araya farklı dil yedirmekle ilgili her hamle de yolunda değil. Çünkü hâlihazırda ana dili İngilizce olması gereken karakterlerin yabancı dilleri biraz yamuk yumuk konuşmasının bir mahsuru yokken, pilot Louie’nin Fransızcası kesinlikle anlaşılmıyor, dizinin daha önce Marvel Sinematik Evreni’nde karşımıza çıkan kötülerinden Georges Bartoc’u canlandıran Georges St-Pierre Quebec’li olduğu için, standart Fransız aksanından oldukça farklı bir aksana sahip. Ben buna niye takıldım: Bartoc ironik derecede Fransız aksanıyla İngilizce konuşan bir çizgiroman karakteri ve İngilizce aksanına yansıyan bu tandans Fransız aksanında yer almamış. Birini yapmayıp, ötekini yapmak kültürel anlamda hegenomik bir yaklaşım.

Toparlayacak olursak: The Falcon and the Winter Soldier, zengin bir alt yapıya sahip, tüm sürprizlerine karşı WandaVision’a bağlanamamış, daha klasik bir çizgiroman takipçisini evrenin yeni hâline d+ahil etmeyi amaçlayarak hazırlanmış bir yapım. Şu an için çok da özel bir vaadi olmasa da, dizi açılışını oldukça güvenli ve gelecek vadeden bir yerden yapıyor.

The post The Falcon and the Winter Soldier 1. Bölüm İncelemesi appeared first on Filmloverss.