The Nevers 1. Sezon 1. Bölüm İncelemesi

Bir yandan I May Destroy You, Euphoria, We Are Who We Are gibi arthouse sinemaya yakın duran dizilere imza atarken bir yandan da Game of Thrones ve Westworld gibi büyük bütçeli yapımları seyirciyle buluşturan HBO, ilk bölümü 11 Nisan’da yayınlanan The Nevers ile ikinci kategoriye dâhil edebileceğimiz yapımlarına bir yenisini daha ekledi. “HBO dizisi” tanımlaması […] The post The Nevers 1. Sezon 1. Bölüm İncelemesi appeared first on Filmloverss.

The Nevers 1. Sezon 1. Bölüm İncelemesi

Bir yandan I May Destroy You, Euphoria, We Are Who We Are gibi arthouse sinemaya yakın duran dizilere imza atarken bir yandan da Game of Thrones ve Westworld gibi büyük bütçeli yapımları seyirciyle buluşturan HBO, ilk bölümü 11 Nisan’da yayınlanan The Nevers ile ikinci kategoriye dâhil edebileceğimiz yapımlarına bir yenisini daha ekledi. “HBO dizisi” tanımlaması beklenti yaratmak için başlı başına yeterliyken bir de The Nevers’ın kanalın bu yılki yüksek profilli yapımlarından biri olması diziye dair kayda değer bir beklenti yaratmıştı. “Touched” adını taşıyan ilk bölüm, yapım tasarımından görüntü yönetimine pek çok konuda HBO standardını yakalayarak bu beklentiyi karşılıyor karşılamasına ama iş doğru tonu bulmaya ve ortaya özgün bir hikâye koymaya geldiğinde dizinin zaafları kendisini gösteriyor.

Önceki projelerinde çalıştığı oyuncuların setteki zorbalıklarını ve tacizlerini ifşa etmesi üzerine daha dizi başlamadan projeden “ayrılan” Joss Whedon‘ın yaratıcısı olduğu The Nevers, 1896 yılında, Londra’da sıradan bir günde açılıyor. İlk bölümün yönetmen koltuğuna da oturan Whedon, oldukça verimli kullandığı bu açılış sahnesinde birkaç dakika içinde dizinin ana karakterleri hakkında bilmemiz gereken temel bilgileri bizimle paylaşıyor. Ekran kararıp da üç yıl sonraya, açılışta gördüğümüzden çok daha farklı bir dünyaya geçtiğimizde, bu açılış sahnesinde anlatılanlar karakterlere dair bir referans noktası oluşturuyor ve motivasyonlarını, endişelerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu bakımdan Whedon ilk dakikalarda vaatkâr bir açılış yapıyor aslında. Ancak üç yıl atlayarak vardığımız 1899 yılında işin içine süper güçler, şeytani örgütler ve Victoria dönemi İngiltere’sinin aristokrat entrikaları girdikçe, bu vaatkâr açılışın etkisi yavaş yavaş sönüyor.

Öte yandan dizi yayınlanmadan önce Whedon hakkında ortaya çıkan bilgiler de ister istemez The Nevers’ın aleyhine işliyor. Çünkü Whedon yaratıcısı olduğu her dizide izleri açıkça görülen, belirgin bir tarzı olan dizi yaratıcılarından. Hikâyenin merkezinde yer alan kadın karakterlerden, karakterler arasındaki ilişkilere kadar, Whedon’ın alametifarikaları arasında sayabileceğimiz pek çok şey yine ekrandaki yerini alıyor ama bu kez izleyici olarak bunlara bakışımız farklı oluyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Nevers’ın ilk bölümüyle ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Nevers: Joss Whedon Usulü Steampunk Dizisi

The Nevers

Yeni yüzyıllar, yeni milenyumlar insanlarda hep yoğun duygular uyandırır. Tarihteki bu kilometre taşları kimilerine zamanı çoktan gelmiş değişimlerin nihayet gerçekleşeceğine dair umut verirken, kimilerince, yaklaşan bir yıkımın, status quo‘nun sonunun habercisi olarak görülür. 20. yüzyıl arifesinde geçen The Nevers da böyle bir atmosferin içine çekiyor seyirciyi. Elektriğin, radyonun, motorlu taşıtların gündelik hayata yeni yeni girmeye başladığı bu dönemde, esrarengiz bir olay sonrası toplumun çok küçük bir kesiminin doğa üstü güçlere kavuşması, mevcut düzenin tehdit altında olduğu yönündeki korkuları katlıyor. Bu durum, “dokunulmuşlar” olarak anılan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan bu kişilerin toplum tarafından, özellikle de eril düzenin yıkılmasından endişe eden iktidar sahibi erkekler tarafından tehdit olarak görülmesine neden oluyor. Whedon’ın kurduğu bu dünya, günümüze dair söylemlere de kapı aralayan, ilgi çekici bir altyapı hazırlasa da, en azından ilk bölüm itibarıyla bu yapı üzerine kurulanlar, eldeki potansiyelin israf edildiğini düşündürüyor.

The Nevers’ın potansiyeline ulaşmasının önünde iki önemli engel bulunuyor: Birincisi karşımızda daha önce benzerlerini gördüğümüz, en azından belli başlı parçalarına aşina olduğumuz bir hikâye var. İkincisi ve belki de daha önemlisi ise dizinin kurduğu dünya içinde bir ton tutturamaması. 72 dakikalık ilk bölüm boyuncu dizinin ton olarak çok farklı noktalara savrulması, bölümler geçtikçe bu tutarsızlığın ne hâle geleceği konusunda endişe yaratıyor. The Nevers’ı içine katabileceğimiz steampunk türü, gelişmiş teknolojileri eski çağlara taşıması itibarıyla doğası gereği uyumsuzluklara zemin hazırlıyor belki ama The Nevers’ın tonal sorunlarını sadece bununla açıklamak mümkün değil. Yetenekli bir dedektif, canice deneyler yapan bir “deli doktor”, gizli bir topluluk kurmakla meşgul olan bir playboy, akıl sağlığı yerinde olmayan bir kötü karakter (Maladie) ve esrarengiz bir uzay aracı gibi pek çok farklı unsur daha ilk bölümde bir araya bocalanınca, tonda dalgalanmalar kaçınılmaz oluyor. Tüm bu karmaşa, Penance’ın (Ann Skelly) at arabaları içinde dolaşan fütüristik arabasından daha fazla göze batıyor.

Tüm bu kalabalık içinde biraz kaybolsa da, Amalia True (Laura Donnelly) ve Penance’ın, yaşanan değişimi “modernlik musibeti” olarak tanımlayan Lord Massen ve yandaşlarına karşı vereceği mücadele, sonraki bölümlere de bir şans verme isteği uyandırıyor. Amalia ve Penance arasında kurulan dinamik ve onlar etrafında şekillenen temel hikâye, yani toplum tarafından tehlikeli arz edilen dokunulmuşları bulma ve koruma misyonu, ilk bölümün en parlak noktasını oluşturuyor. Kusursuzdan uzak bir başlangıç yapmış olsa da en azından birkaç bölüm daha The Nevers’a şans verilmesi gerektiğini düşündüren bir diğer nokta da bunun bir Joss Whedon dizisi olması. Buffy the Vampire Slayer, Firefly, Dollhouse gibi Whedon’ın imzasını taşıyan dizilere baktığımızda, bölümler ilerledikçe geliştiklerini, ilk başladıkları yerden çok farklı noktalara evrildiklerini görmek mümkün. Bu yüzden The Nevers’ın da böyle bir yol izleyebileceği gerçeğini göz ardı etmememiz gerekiyor. İlk bölümün sonunda gördüğümüz uzay aracı da, ilerleyen zamanlarda hikâyenin ilk bölümden çok daha farklı bir noktaya evrilebileceğini düşündürüyor. Kusurlarına rağmen sonraki bölümlerine dair merak uyandıran The Nevers’ın nasıl bir dizi olacağını göstermesi için, birkaç bölüm daha beklememiz gerekiyor.

The Nevers, Türkiye’de beIN CONNECT’te izleyici ile buluşuyor.

The post The Nevers 1. Sezon 1. Bölüm İncelemesi appeared first on Filmloverss.